Bartın Üniversitesi'nden Yenilikçi Proje: Göz Lensi Proteinlerinden Biyoaktif Peptit İlaç Geliştirme Kapısı Açılıyor

Türkiye'nin bilimsel araştırma altyapısını güçlendiren ve uluslararası literatürde özgün katkılar sağlayan çalışmalara yenisi eklendi. Bartın Üniversitesi (BARÜ) bilim insanları tarafından yürütülen ve TÜBİTAK 1001 - Bilimsel ve Teknolojik Araştırma Projeleri Destekleme Programı kapsamında finanse edilen "Göz Lensi Kristalin Proteinlerinin Enzimatik Hidroliz ile Biyoaktif Peptit Eldesi ve Biyolojik Aktivitelerinin İncelenmesi" başlıklı proje, biyoteknoloji ve farmasötik bilimler açısından büyük bir potansiyel barındırıyor. Bu çalışma, göz lensesinin doğal yapı taşlarını değerlendirerek, modern tıbbın ihtiyaç duyduğu yeni biyomoleküllerin keşfine yönelik stratejik bir adım olarak değerlendiriliyor.

Projenin Bilimsel Temeli: Kristalin Proteinler Neden Önemlidir?

Göz lensesinin şeffaflığını ve kırılma indeksini koruyan ana yapı taşları kristalin proteinlerdir (α, β ve γ kristalinler). Bu proteinler, organizmanın yaşam boyu sırtlanma ve yenilenme yeteneği sınırlı olan lentikül hücrelerinde birikerek, protein agregasyonu ve katarakt gibi patolojilerin temelini oluşturur. Ancak bu çalışmanın öngördüğü farklı bir perspektif, bu proteinlerin "atık" veya "patolojik" olmaktan çıkarılarak, biyolojik aktivitesi yüksek biyoaktif peptit kaynaklarına dönüştürülmesidir.

Proje koordinatörlüğünü yapan BARÜ Fen-Edebiyat Fakültesi Biyoloji Bölümü öğretim üyeleri, kristalin proteinlerin benzersiz amino asit dizilimlerinin ve yapısal stabilitesinin, enzimatik hidroliz sonucunda serbest bırakılacak peptitlerin antioksidan, antihipertansif (ACE inhibitör), antimikrobiyal ve antikanser potansiyeli taşıyabileceği hipoteziyle hareket ediyor. Bu yaklaşım, "değerlendirme ekonomisi" (valorization) ilkeleri doğrultusunda, biyolojik atık malzemelerin yüksek değerli biyookuyu ve ilaç hammaddesine dönüştürülmesini hedefler.

Metodoloji: Enzimatik Hidroliz ile Hedefli Peptit Üretimi

Çalışmanın metodolojik çerçevesi, klasik protein hidroliz yöntemlerinin ötesine geçerek spesifik proteolitik enziller (tripsin, pepsin, alkalez, flavourzyme vb.) kullanımını kapsıyor. Enzimatik hidroliz, kimyasal hidrolize göre daha kontrollü, yan ürün oluşumu az ve biyolojik aktiviteyi koruyan bir yöntemdir. Proje sürecinde şu aşamalar izlenmektedir:

Moleküler Ağırlık ve Biyoyararlanım İlişkisi

Literatür verileri, genellikle 3-20 amino asit uzunluğunda ve düşük moleküler ağırlıktaki (genellikle < 3 kDa) peptitlerin bağırsaktan emilimi ve sistemik biyoyararlanımı açısından avantajlı olduğunu göstermektedir. Bu proje, elde edilecek peptitlerin moleküler ağırlık profillerini inceleyerek, oral biyoyararlanım potansiyeli yüksek aday moleküllerin seçilmesine odaklanmaktadır. Ayrıca, peptit dizilerinin in silico (bilgisayar destekli) modellenmesi ile yapı-aktivite ilişkisi (SAR) haritalanması planlanmaktadır.

Beklenen Çıktılar ve Sektörel Etkisi

Bu TÜBİTAK destekli proje, temel bilimden çevrimsel (translational) bilimlere köprü kurarak somut çıktılar hedeflemektedir:

Katarakt Cerrahisi Atıklarının Değerlendirme Perspektifi

Dikkat çeken bir diğer boyut, projenin potansiyel olarak katarakt cerrahisi (fakoemulsifikasyon) sonucu tıbbi atık olarak atılan lens materyallerinin (lens nükleüsü/kapak çeperi) hammadde olarak değerlendirilmesi vizyonudur. Yıllık binlerce katarakt operasyonu sonucu oluşan bu biyolojik materyal, çevresel yük oluşturmak yerine, yüksek değerli biyoaktif peptitlerin sürdürülebilir ve etik bir kaynağı haline gelebilir. Bu durum, "Sıfır Atık" (Zero Waste) ve "Biyonomi" (Bioeconomy) politikalarıyla tam uyumlu bir yaklaşımdır.

Geleceğe Yönelik Vizyon: Kişiselleştirilmiş Tedavi ve Fonksiyonel Gıdalar

Projenin sonuçları, peptit tabanlı yeni ilaç adaylarının (peptit ilaçları) keşfinde kritik bir veri seti oluşturacaktır. Özellikle ACE inhibitör aktivitesi gösteren peptitler, hipertansiyon tedavisinde yan etkileri minimize eden doğal alternatifler sunabilir. Antimikrobiyal direncin artmasıyla mücadelede yeni peptit antibiyotikları, antioksidan peptitler ise nörodejeneratif hastalıklar ve yaşlanma süreçlerinde koruyan ajanlar olarak geliştirilebilir.

Bartın Üniversitesi'nin bu vizyoner projesi, Türkiye'nin biyoteknoloji alanındaki özgün araştırma kapasitesini kanıtlamakla kalmayıp, doğal kaynaklardan elde edilecek biyoaktif maddelerin klinik ve endüstriyel uygulamalara taşınmasında "konsept kanıtı" (proof of concept) niteliğinde bir rol oynamaktadır. Bilim insanlarımızın bu çabası, "Laboratuardan Hastane Yatağına" (Bench to Bedside) sürecinin motorudur ve toplum sağlığına katkı sağlayacak yenilikçi çözümlerin kapılarını aralamaktadır.